Ben kimseye taşımayın demiyorum. Taşımak zorunda değilsiniz diyorum. Siz kendinizi fatura taşımanın gerekliliğine bu kadar inandırırsanız polisi, jandarması da fatura sorma haklarının olduğuna gitgide daha çok inanacaktır. Ortada uydurma bir uygulama var, buna niçin bu kadar sadık bir biçimde destek verildiğini anlayamıyorum. Bu konuda birisi bir şey atmış orataya, fatura taşıyın demiş, şimdi herkeste bir fatura derdi, fatura telaşı. Tamam, alışverişlerinizde faturanızı alın fakat bunu fatura size lazım olduğu için değil, satıcının vergisini ödemesini sağlamak için yapın. İkinci elde fatura arkasına devir yazısı yazmak falan hukuken hiç bir bağlayıcılığı olmayan şeyler. Yalnızca ileride silahı satan kişinin "bu silah benim, işte faturası" diye ortaya çıkmasını engeller. İlla ki fatura meseleyse satış fatura arkasına isim yazıp imza atmayla olmaz, yeniden satış faturası kesip kdv'sini paşa paşa borçlanmayla olur ki ticari ünvanı olmayan son kullanıcı da onu yapamaz zaten.
Bu silahları kullanmak, taşımak ya da bulundurmak için bir belge gerekli olsaydı o belgenin adı fatura değil ruhsat olurdu, rahat olun.
Bu arada kanunlar yazıldığı gibi işler. Başka şekilde işliyorsa ne yargı, ne TBMM, ne de Başbakanlık bir işe yarıyor demektir. Kanunlar polisin canı nasıl isterse öyle işliyorsa seçimlerle, bakanlarla, mahkemelerle, hakimlerle falan da kendimizi kandırıyoruz o zaman.
Üzerine alınma lütfen coolasice, genel konuşuyorum. Niyetim bağcıyı dövmek değil.
Polis fatura sorarsa bu silahı taşımak için bir belgeye ihtiyacımız olmadını anlatmak yerine buyur abi diye faturayı uzatmak, suçlu olmadığımız halde sürekli potansiyel suçlu psikolojisinde dolaşmak, polise harfiyyen itaat ve biat etmekteki bu ısrarımızı oldum olası anlayamadım. Adamlar canı sıkılınca dolmuş çevirip kimlik soruyor, biz "Dur bakalım kardeşim, önce biz senin kimliğini görelim, köşedeki mağazadan polis üniforması giyip çıkmadığını bilelim." "Durduk yerde kimlik kontrolü gibi bir hakkın yok, neye dayanarak kimlik istiyorsun?" diyeceğimiz yerde herkesin kimliklerini toplayıp adamlara zahmet vermemek için topluca teslim etmek için ortak bilinç oluşturuyoruz. Bakın avrupa ülkelerine, amerikaya; geçtim polisleri, gizli serivs ajanları bile sivil ile muhattap olurken daha lafa başlamadan önce kendi kimliğini gösteriyor, biz de sırtında polis montu, kafasında şapkası olan eli cebinde adam yüzümüze baksa kafamızı çeviriyoruz, bakışlarımızı kaçırıyoruz. Sanki on dakika önce üç adam öldürmüş, iki banka soymuş gibi "Aman bana bulaşmasın" diye yırtmaya çalışıyoruz. Sonra da rüşvet alıyorlar diye, işlerini yapmıyorlar diye, meydanda dayak yedik diye ağlıyoruz. Yeriz tabii. Adamalar tanrıymışçasına her dediklerini sorgusuz sualsiz yerine getirirsek, işin yapmadığında haddini bildirmez, gölgesini gördüğümüzde kaçacak delik ararsak onlar da işlerinin bizi korumak olduğunu unutur, kendilerinde bizi darp edecek gücü ve cürreti görmekte bir sıkıntı yaşamazlar. İnsan haddini bilmiyorsa ona haddini bildirmek lazım gelir. Bildirmiyorsanız da yok polis şöyle, yok rüşvet, yok şiddet diye mızmızlanmaya hakkınız yok demektir.
Polisin yetkileri ve kendi haklarımız konusunda daha çok bilgilenmeli ve daha bilinçli davranmalıyız.