Teknosman tarafından yazılan gönderiler

Lütfen Resim Paylaşımlarınızı Galeri Üzerinden Yapınız. Ek Dosya Yükleme İptal Edilmiştir..

Bizimle Paylaşmak İstediğiniz Resimlerinizi Galeri Dışında Link Olarak Vermek Yasaktır. Galeriye Nasıl Resim Yükleneceğini Bilmiyorsanız Lütfen Konumuzu İnceleyin Buradan Açtığımız Konuyu Ziyaret Edebilirsiniz.

    Osman abi muhtemelen ben gelirim. Hatta bi ara 2 nolu çamlığa gidip yeni silahlarımı da denerim.

    Tamam Kamuran,epeydir özletmiştin kendini,,tabii haklı sebebin vardı,, ;d;

    benim tüp boş bu gün fırsat bulup doldurabilsem iyi olacak, dolduramazsam pompa veya yaylı getiririm.

    sabah görüşmek üzere iyi günler dilerim.

    Merhaba

    3 ay önce aldıgım hatsan mod33 silahımda bazı sorunlarla karşılaştım. Bunlardan en önemlisi atış yaparken silahtan acayip sesler geliyor ve sangi içinde mermi yokmuş gibi tepki gösteriyor. 15 metreden soda şişesini kıramıyor. (farklı mermiler denenmiştir). Diğer bir sorun ise namlu borusu sağa sola kımıldıyor ve isabeti zorlaştırıyor. Sizce ne yapmalıyım_?

    Yardımlarınız için şimdiden teşekkür ederim.


    Hatsan Servisine gönder,Faturanın fotokopisini ve silahın sorunlarını yaz kargola yenilenip gelir..

    Adres http://www.hatsan.com.tr/contact.asp

    utanacak Bir şey Yok,,Gamoda fena sayılmaz,,,İnşallah daha iyilerinide alırsın...hepimizin silahınıda kullanabilirsin..Esirgemeyiz..Amaç hoşca vakit geçirmek,sohbet muhaabbet..

    Ben Okumayacağım!..

    Mart ayı gelmişti ama kızım hala okumaya geçmemişti. Ödevlerini yapmamak için bir sürü bahane buluyordu.
    Elimden geldiğince ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir gelişme y oktu.
    Adeta inatla okuma-yazma öğrenmemeye çalışıyor gibiydi.
    Öğretmenliğin kazandırdığı bütün deneyimlerimi kullanıyor, hiçbirinin işe yaramadığını gördükçe telaşım artıyordu.
    Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğimden çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor,
    ancak öğretmeniyle her konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum.
    'Kızım acaba geri zekalı mı' diye düşündüğüm oluyor, bu düşünceler yüzünden beynimin zonklamasını geçirmek için
    iki üç tane ağrı kesici almak zorunda kalıyordum.
    O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında, kızıma heceleri söktürebilmek için uğraşırken,
    onun ilgisizliği kalan son sabrımı da tüketti. Ayların birikimiyle kızı mı omuzlarından tutup, silktim ve minicik yanağına
    hatırladıkça utandığım bir tokat attım.Yanağı kıpkırmızı oldu. Şaşkın ama kızgın baktı. Ağlamamak için minik dudaklarını
    sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru ok gibi ilerliyordu.
    Sessizliği bozan ben oldum. "Neden?Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret göstermiyorsun?
    Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi davranılmasına izin veriyorsun?"
    Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, "Çünkü ben okumak istemiyorum" diye haykırdı.
    Kulaklarıma inanamıyordum. Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım, benim,
    ben öğretmen Emine Özgenç'in kızı "Okumak istemiyorum" diye bağırıyordu.
    Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde "Neden?" diye sorabildim.
    "Çünkü ben senin gibi okuyup, öğretmen olup, çocuklarımı evde yalnız bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım,
    Ben sadece anne olacağım."
    Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu
    anlamaya çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım söylüyordu.
    "İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır" diye düşündüm. Sanki, birden, gözlerimin önünde bir sinema perdesi açıldı ve
    acı bir film oynamaya başladı.
    Yozgat'ın Nohutlu Tepesi'nde, o her çıkışımda hiç bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım evi
    hatırladım. 12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp
    cezaevine götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü başlamayışı. Yıllarca süren ve benim,
    eşimin neden tutuklandığını beraat ettikten sonra bile anlamadığım mahkemeler.
    Bakamadığım için dokuz aylık oğlumu Samsun'a, anneme bırakmam. Bakıcı ve anaokulu masraflarını karşılayamadığım için,
    iki yaşındaki kızımı her gün çalıştığım liseye götürüşüm. Yavrumun öğretmenler oda sında koltuklarda uyuyuşu.
    Uykusunun en derin yerinde çalan teneffüs ziliyle yavrumun fırlayıp koltuklara oturuşu.
    Sonra müdürün beni çağırıp, -"Bak Emine Hanım, biliyorum zor durumdasın ama seni gören herkes çocuğunu okula
    getirmeye başladı. Burası çocuk yuvası değil ki. Bir daha kızını okula getirme" deyişi.
    O günden sonra iki buçuk yaşındaki kızımı o koskoca, o sopsoğuk evde, yalnız başına bırakıp, dönene kadar kızımı
    koruması için Allah'a yalvarışlarım. Acıkır ve susar diye etrafa bıraktığım su bardakları ve yiyecekler..
    Her akşam eve döndüğümde yavrumu bir köşede battaniyenin altında büzüşmüş buluşum.
    "Yavrum, iyi misin? Korktun mu?" diye sorunca, "Korktum, ağladım, ağladım, yoruldum, sustum, sonra yine ağladım"
    diyerek boynuma sarılışı. Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin sonu gelmiyordu.
    Nisan sonlarına doğru bir öğle paydosunda eve gelmiş ve zili çalmak zorunda kalmıştım. O sabah telaşla çıkarken anahtarı
    evde unutmuştum. Ama çok dert etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı.
    Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle "Anne" diyerek ağlıyordu. "Kızım, ben annenim, aç kapıyı" dedikçe o,
    "Hayır sen annem değilsin. Sen kurtsun! Beni yiyeceksin." diye feryat ediyordu.
    Ne söyledimse inandıramadım. Dinlediği bir masaldan etkilenmişti besbelli. Yavrum, minik yavrum korkuyor ve ağlıyordu.
    Yarım saat uğraşmış, ikna edememiştim. Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl?
    Kapıyı kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi'nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum feryat figan ağlıyordu.
    Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru
    koşuyordum. Bir sandalye bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna ulaştım.
    Ben, 153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl olup üç metrelik tırmanışı gerçekleştirerek,
    üçüncü kattaki evimin balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni yukarı çekti.
    Balkonun kapısı pek sağlam olmadığından, kilidi kolayca açıp içeri koştum. Kızım kapının dibine oturmuş,
    başını bacaklarının arasına sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım... Göz yaşlarım onunkiyle karıştı.
    Koynuma büzüldü. Sadece "Annem, anneciğim, kurt beni yiyecekti" diyebiliyordu.
    O gün öğleden sonraki ilk dersimi kaçırdım. Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür muavini,
    sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim. Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi.
    Ve o yaşlar müdürün birden susup özür dilemesine sebep oldu.
    Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim. "Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu.
    Feryat etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu
    yüzüme. Hayatımın hiçbir anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi böylesine hırpalamamıştı.
    Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında
    yer eden bütün acıları silmek istiyordum. En doğru, en eğitici sözleri bulmalıydım. Ama nasıl?.. Bu allak bullak beyinle nasıl?
    Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü bulabildim.
    "Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum.
    Ancak, okursan, bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda değilsin ki. Sen de evde çocuklarına bakar,
    onlara okuma yazma öğretirsin" diye devam eden birçok cümle sıraladım peş peşe. Kızım ikna olmuş görünüyordu.
    Ertesi gün okuldan geldiğinde onu masanın başında Cin Ali kitabını okurken buldum. Kızım, okuyup yazmayı aylar önce
    öğrenmiş fakat ısrarla herkesten saklamıştı.
    Öğretmeni şaşkındı. "Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar ilerleme kaydedebilir?" diye soruyordu.
    Bu sorunun cevabı öyle uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki... O an susmak, en güzel cevaptı. Çünkü, bu sorunun cevabını
    ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.
    Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi'nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor.
    En önemlisi bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü elde etmesi gerektiğine inanıyor.
    En güzeli de her fırsatta "Canım annem diye sarılıp yanaklarımdan öpüyor. Ben de onun, daha önce "o utandığım tokatla"
    kızarttığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.

    Emine Özgenç

    (Yaşanmış bir olay internetten Alıntı)

    Şu yazdığım konuyu Hatsan yetkilileride okur umarım ,Havalı silahlarla ilgim 1970 Yılında Liseyi bitirdikten sonra başladı,,o tarihlerde şu an başlangıç silahı olarak adlandırdığımız Herkesin alamayacağı fiyatlarla satılan Amerikan Daisy ve benzeri hafif güçtek BB ve pellet atabilen ithal tüfekler ve Yerli sanayimizin piyasaya sunduğu basit kaba silahlarla başladık.o zamanlarda aldığım silahların faturaları hala durur..bu günki kurdan tl ye çevirdiğimde ne paralar vermişim diye hayıflanıyorum ve o silahlarda hala durur.o tarihlerde Alman malı düğünlerde patlatayım,mermi atmayayım dediğim kurusıkı bir tabancaya,bu günkü paraya göre 450 lira vermişim,şimdi bir kurusıkı tabanca 35 lira ile 100 lira gibi rakamlara satılabiliyor. Gelelim Yerli üretim Hatsan silahlara ,,Eskiden internet yoktu ve haberleşme bu kadar kolay değildi,,sehirler arası konuşabilmek için Santrala kayıt yaptırır satlerce hatta bazen günlerce beklenirdi..Evimize veya işyerimize telefon bağlatabilmek için PTT ye müracaat edilir yıllarca beklenirdi,,ölmeyenlerde telefonuna kavuşurdu.haberleşme bu kadar zorken, Hatsanın her yeni cıkan model silahını bir kişinin elinde görmek veya deneme şansımız yoktu..bu sebeple kullanmak istiyorsan satın almak zorundaydık..bende öyle yaptım Hatsan ın her yaptığı silah modeli elimden geçti..Benim yaşadığım gerçek şu,, her modeli aldığımda deniyorum belli bir süre sonra yeni modeli cıkınca, bu daha iyi olmalı diyerek onuda alıyorum,,,hevesimi aldığım beğenmediğim silahıda yeni başlayan hevesli birine hediye ediyorum..ama bu kısır döngü devam edip gidiyor ...Ne zamanki Kaliteli ithal silahlar gelipte elimize aldıysak ,,,hatsan silahın tetiğini bir daha ezmek istemedim..Hatsanın başlayan ilk mod undan , en son aldığım mod 135 serisine kadar aradaki her modelini satın aldım..Şimdi bana biri sorsun,,,,Elinde hatsan silah kaç tane diye.....Cevap şu, Yaylılardan 1 Tane Webley Patriot var ilk yaptıkları seriden,, sonradan onunda cılkı çıktı ,,yaşlısı genci gibi..Bu silahı saklayacağım ve seviyorum..En son Çıkarttıkları AT 44 WX10 PCP aldım ,Yazılan çizilenleri okudukça tereddütlerim hasıl oldu ,,acaba doğrumu sorusu kafama bulaştı...ve onuda kendi bilgilerimle tepeden tırnağa sakıncalı noktalarını düzeltirsem kullanmayı düşünüyorum..Yani Hatsan maceram 2 silahla noktalanacak gibi, 1 patriot ve 1 AT44WX10 İle.Diğer silahlar ne oldu derseniz en son Kalan Mod 135 i Ankara Teamdaki arkadaşlardan bazıları şahittir Tanıdığım Meraklı bir gencimize ,Hediye ettim..15 gün önce..Siz sağ ben selamet..bunları kullanıcılar okusun..Ben yaşadıklarımı ve fikrimi yazdım...isteyen istediğini alsın kullansın diyorum...ve Son söz olarak Hatsan'a sesleniyorumm..Bana Elimden hiç bırakmak istemeyeceğim Kaliteli bir silah borçlusun...Yanlış anlaşılmasın bedava istemiyorum Parasıyla olsun ....Sağlıklı ve Mutlu yaşayın..

    Bu konu zaten yapılması veya yaptırılması zorunlu olması gereken bir konu..Hatsan'ın Yaptığı testleri TSE Standardında yapıp TSE Damgasıda vurması gerekiyor sanırım..Test tarihi ve Test basıncı Kullanım basıncı TSE Standartlarına uygun olmalı,TSE Standartlarında bu konu hiç listelenmemiş ve belirlenmemiş ise ,TSE nin Bu konu için Araştırma yapıp standart listesine eklemesi gerekiyor.Hatsan TSE için müracaat etmiş ise,konu ile bilgi verilip standart oluşturulması için test laboratuvarı vs. gibi TSE nin isteyeceği şeyler olacaktır.Tüm bunlar yapıldığında Hatsan zaten göğsünü gere gere TSE Belgesini ve raporlarını her bayisine verir reklamını yapar..Gördüğümüz resimlerde Test yapıldığını bilmek biraz olsun emin olmak demektir..Ama Hatsan bünyesinde kendi yaptıkları cihazla,ne standartta yapıldığı,ve hangi tarihten beri test yapıldığı,Piyasada Test yapılmamış tüpler varmıdır sorusu benim kafamda soru işaretidir..Gönlümden geçen Yerli bir imalatçımızın işini dört dört lük yaparak kaliteli ve güvenli ürünleri biz kullanıcılara sunmasıdır..İşin özünde zaten yapılması gereken bir işlem için sevinmek ne kadar doğru...emin olmadığın bir işlem için üzülmekmi, şüphe içerisinde yaşamakmıı,ne zaman ne olacak korkusuyla tetik ezmekmi, doğrusu?.. karar sizlerin..Umarım Hatsan bu konunun tam gereğini yapar, Bizlerde güvenli kaliteli silahlar ürettikleri için kendilerini alkışlar teşekkür ederiz.Kimseninde diyecek bir sözü kalmaz...

    elimde internet üzerinden indirdiğim epey kundak resmi var. daha karar veremedim. ağırlık airarms kundağı. ben bir resme bağlı kalıp yapmıyorum. ağacı işlerken o an fikir değiştirebiliyorum. sizin yapmış olduğunuz işlemde silah kundağın biraz fazla üstünde mi duruyor. resimde ben öyle gördüm.tam içine geçmemiş gibi

    Tüpün ahşap kundaktaki kanalına tam örtüşüyor ,yuvarlak kanalı oymak uzun iş ,orjinal kundağına göre 5 mm yüksek ,ama göze fazla batmıyor gibi..Ayrıca Kundağa AT44 plastik namlu tutucunun namluya gecen kısmını kesip tüpe takılan kısmınıda ahşap kundağa ekledim...kundağı 2 vida ile sabitlemiş oldum..Daha sağlam oldu...fx in kundağı tek vida ile sabitlenmiş..bildiğiniz gibi..

    Mehmet Rıza bey,sizin konu başlığını işgal ettim kusura bakma, Konu FX T12 Ahşap kundak olunca hepsi bir arada görünsün istedim..Benimki biraz kopyacılık, sizinkisi tamamiyle yeni tasarım elinize sağlık güzel olmuş,,ancak yeni kundak yapacağınızdan bahsetmişiniz eliniz hünerli olduğuna göre FX in ahşap formlarından esinlenip kendinize göre uyarlayabilirsiniz.bence FX kundakların tasarımı cok güzel,hayırlı günler dilerim..